SON HABERLER
e-Posta
Bahçe mimarisinin tarihsel gelişimi ve Türk bahçesi

Bahçe düzenleme anlayışı tarih boyunca, cennet bahçesi mitinden bugüne gelinceye kadar farklı coğrafyalara ve kültürlere ait dini, felsefi, politik ve bilimsel çeşitlilikleri temsil etmiş, doğayı sanat ve ideolojiyle buluşturmuştur. Bu mit, tek tanrılı dinler döneminden çok önce de ulaşılamaz uzaklıktaki kutsal bir bahçe ile ilgilidir.

Mimari Bakış / Zafer KAROĞLU 

Kökeni Babil Krallığı’na kadar uzanan, dört farklı nehrin suladığı bu Cennet Bahçesi, tek tanrılı dinler döneminde ilk kez Tevrat’la karşımıza çıkar. Kültür tarihinin devamında İncil ve Kuran’da da anlatılan bu kavram, doğu ve batıyı binlerce yıl etkisi altına alan bahçe tipini oluşturmuştur.

Cennet bahçesi kültürel anlamda haz bahçesi, politik olarak ise sürekli barışı sembolize eden büyük düşün simgesel alanıdır. Ortaçağ’da içine giren korku öğeleriyle farklı bir estetiğe bürünecektir. Bu korkudan arınma, 17. ve 18. yüzyıllarda Rönesans etkisiyle olur. Bu dönemde bahçe sanatı toplumsal politik gücün simgesi olma işlevini üstlenir.  Fransız bahçeleri formel disipliniyle doğaya hükmederken muhalifi İngiliz bahçeleri özgür ve doğacıdır. 19. yüzyılda bu dönemin küçük burjuvasına ait kitsch bahçeler Endüstri Devrimi döneminin kültürel boşluğunun simgeleridir.

Merkezi bir sudan beslenen dört bölümlü bu şemaya Cihar Bağ adı verilir. Bu keskin geometrik düzen simgesel öneminin yanı sıra, sulamayı kolaylaştırdığı için de ilgi görür.

Mısır, Asur ve İran uygarlıklarında ilk örnekleri karşımıza çıkan bu bahçe, sonraları Yakın Doğu, Eski Yunan, Roma, İslam etkisiyle de İspanya ve Hindistan’a kadar yayılacaktır. Bu şema, Ortaçağ manastırları ve şatolarında da kullanılmıştır. 15 ve 16. yüzyıllarda bu geometri hacimsel mekanlara da yayılmıştır. 17. ve 18. yüzyıllarda bahçeler su ile ilgili icatlarla ve adeta tek başına sanat dalı haline gelen bitkilere form veren budama sanatı Topiari düzenlemeleriyle görkemli bir gösteriye dönüştürecektir. Barok bahçeler matematik ve kozmik yasalarla doğadan arındırılmış, doğayı boyunduruk altına almaya çalışan Fransa’nın mutlakiyetçi rejimine uyum sağlayarak toplumsal ve politik gücün sembolü haline gelmiştir. Pagan inancındaki "kutsal koruluk" kavramı Çin'de din ve felsefeyle birleşerek özgür doğaya dönüşür. Avrupa'da gündeme gelmesi içinse Aydınlanma Çağı'nı beklemek gerekecektir.

Çağın ütopik özlemlerini sembolize eden liberal İngiliz bahçesinde, bahçe çitleri hendeklere dönüştürülüp görünmez kılınarak doğa bahçeyle birleştirilmiştir. Kıpırtısız göller, uçsuz bucaksız çayırlar, mezar, tapınak, harabe gibi yapay elemanlar tartışmalı bir doğallık için kullanılan unsurlardır. Bu bahçelerin esin kaynağı Çin resmi etkisindeki romantisist peyzaj resmidir. 19. yüzyıl tarihselciliği, geometrik üslubu tüm özellikleriyle yeniden gündeme taşır. 20. yüzyılda Modernizm bahçe tasarımına net bir tanım getirmemiş, bahçe mimari birimi destekleyen bir unsur olarak benimsenmiş; büyük boyutlu peyzaj çalışmalarındaysa 17., 18. ve 19. yüzyıl üsluplarından sentezler kullanılmıştır.

Türk kültürüne bahçe kavramının girmesi için uzun zaman gerekecektir. Aslında göçebe kültürü ve tanrı ile evreni bir gören panteist inançları nedeniyle doğayla ilişkileri pek az toplumda görülebilecek kadar yakın ve özeldir.  Bereketli alanlar ve av sahaları ararken topraktan toprağa savrulmaları bu insanların dağların, vadilerin, nehirlerin dillerini okumalarını gerektirmiştir. Tarih içinde büyük göç olgusunu yaşayan Türkler, ilişki içine girdikleri yeni yaşam ortamlarında buldukları yerleşik kültürlerle değişik kültür desenleri oluşturmaya, bir arazi parçasını zevk veren ortama dönüştürmeyi amaçlayan bahçe kavramını düşünmeye başlamıştır. 10. yüzyılda Türklerin bir kolunun İslam dinini kabul etmesiyle yeni bir insan doğa ilişki anlayışı da oluşmuştur.

Genel olarak Türk ve Osmanlı bahçeleri İslam bahçeleriyle birlikte ele alınır. İslam bahçeleri düşünce ve inanç açısından ortak kavramlarda buluşsa da İran, İspanya ve Hindistan gibi farklı topraklarda kültürel farklar nedeniyle müşterek bir bahçe şeması oluşmamıştır. Bizans ve Pers bahçelerinin görkeminde cennet idealleriyle karşılaşan çöl insanları Cihar Bağ şemalı bu bahçelerden yola çıkarak kendi yeryüzü cennetlerini yaratacaklardır. Arap kentlerinin ve bahçelerinin gösterişi zamanla Müslümanlar arasında fikir ayrılığına neden olur.  İslam’ın temel değerlerine bağlı mutasavvıflar dünyevi bu hırs karşısında tepki gösterirler. Onlara göre yeryüzü bahçesi her noktasında Tanrı'nın yer aldığı, iç dengeyi bulmaya hizmet eden ruhani bir mekândır. Tüm maddi aşırılıklardan arınmış, sadece vazgeçilmez olanla yetinen bir inancın eseri bu yalın, alçakgönüllü yaklaşım Çin ve Japon kültürlerinin doğayla ilişkilerinde de izlenebilir. Bu anlayış Orta Asya insanının doğaya bakışına da çok uygundur.

Osmanlı bahçeleri hem oryantalist hem de klasik-antik bahçe kültürünün sentezi olarak İslam bahçelerinden farklılık gösterir. Cennet bahçesi şeması bu bahçelerin pek azında kullanılmıştır. Suyun ve çiçeğin kullanımı Anadolu bahçelerine göre daha gösterişlidir. Osmanlıların her döneminde çiçekçiliğe de önem verilmişti; hatta padişahların çoğu doğrudan bu konuyla ilgilenmişti. Bezemenin her türünde, silahta, giyside, duvar resimlerinde çiçek motifiyle karşılaşılır, sefere çıkarken bile saksıda çiçek götürüldüğü, hatta Viyana kuşatması sırasında Kara Mustafa Paşa'nın çadırının önüne bir bahçe yaptırdığı söylenir.

Osmanlı Türkleri’nde bahçeciliğin bir bilim dalı ve sanat olarak görülmesi oldukça eski tarihlere dayanır. Bu eskiliğin hicri 900 (1495) tarihlerinden daha geçmiş zamanlara doğru uzanıp gittiğini gösterecek nitelikte “Tezkire-i şükufeciyan”, “Revnaku’l-ezhar”, “Şükufenama”, “Mi’yaru’l-ezhar”, “Ferahname” ve”Garsname” gibi bir takım tarihi kaynaklara rastlanmaktadır. Hicri 1100 (1689) yıllarında Şehremini Cami’nin hatibi olan Übeydullah Efendi yazdığı Netayicü’l-ezhar (Tezkire-i şükufeciyan) adlı çiçekçi kitabında çiçekseverliğe gayret edilmesinin çiçek yetiştirmede ne derecede etkili olduğundan, zamanında mevcut olan çiçeklerin kimler tarafından ilk olarak yetiştirildiğinden bahsetmektedir.

İstanbul da saray bahçelerinin yanı sıra konak, köşk, yalı bahçeleri de vardı. Bir başka bahçe türü de çevredeki saray ve kasırların has bahçeleriydi. Bunlar kent çevresinde havası, suyu, manzarası güzel mesire yerlerinin yakınlarında yer alırdı. Zaman zaman çıkan yangınlar çoğunu yok ettiği için, eski dönemlerin bahçe düzenleme ilkeleri ancak yazılı belgelerden öğrenilebilmektedir. Bunların biraz da İran bahçe tasarımı etkisiyle geometrik düzenlemeler olduğu anlaşılmaktadır. Mermer havuzlar fıskiyeler, çeşmeler, gölge veren ağaçlar, sarmaşıklı ve asmalı çardaklar bu bahçelerin belli başlı öğeleri arasındaydı. Eğimli arazide setler ve merdivenler de bunlara eklenirdi. Köşklerin ve kasırların bahçeleri resmiyetten uzak oldukları için yabancı üsluplara kapalı kalmıştır. Bunlar Anadolu bahçesi geleneğinin sürdüğü dinlenme ve sohbet mekânları, ahşap kameriyeler ve kafesleriyle evin gölgeli, serin ve alçakgönüllü uzantılarıdır.

İmparatorluğun yükselme döneminde yaşantının oryantalist geleneği açık havaya taşınır, deniz ve nehir kenarlarında açık parklar, piknik ve spor alanları düzenlenir. Hıdrellez kutlamaları, kandil ışığındaki Çırağan sefaları hep bu alanlarda gerçekleştirilmiştir. Osmanlı imparatorluğu Batı ile ilişkilerinde hem Batı bahçelerinden etkilenmiş hem de bezemeli çadırları, köşkleri ve pavyonlarıyla Avrupa egzotik bahçeleri için esin kaynağı olmuştur. Lale Devri’ndeki Batıya açılış Avrupa bahçelerine benzer düzenlemelerin ortaya çıkmasına yol açmıştır. 1720’lerde İstanbul’daki Fransız elçisi aracılığıyla bu ülkeden bahçe düzenleyiciler getirtilmiştir. 19. yüzyılın başında III. Selim’in kız kardeşi Hatice Sultan’ın mimarı olarak çalışmış olan Melling, onun Beşiktaş’taki sarayının bahçesini Fransız bahçelerine benzeterek geometrik yol ve tarhlarla düzenlemiştir. Bu daha sonra pek çok saray ve konak bahçesine örnek olmuştur. Bu dönemde gelenekten uzaklaşılmış, servi ağacı bile bahçeden mezarlıklara taşınmıştır. Yabancı mimar ve bahçıvanların gelmesiyle birlikte labirent, grotto gibi Batı motifleri Türk bahçelerinde kullanılmaya başlamıştır.

Saray bahçelerindeki şemaya gelince, binaya yakın yerlerde Fransız geometrisi, binadan uzaklaştıkça İngiliz liberal bahçesinin serbest düzeni bir arada kullanılmıştır. Dolmabahçe Sarayı'nda olduğu gibi, sarayın önemi arttıkça insan ve doğa arasındaki bağ zayıflar ve bahçe adeta seyir edilecek bir peyzaj tablosuna dönüşür. Ancak bu örnekte bile Fransız bahçesinin katı eksenselliği ve terasların disiplinine yer verilmemiştir. İngiliz bahçesinin insan elinden çıkma doğallığı da topografya ve iklim farklılığı nedeniyle pek benimsenmez.

Yabancılaşmaya kapalı kalabilmiş bölgelerde Türk bahçesi karakterini koruyabilse de, büyükşehirlerde bu geleneğin izini sürebilmek oldukça zor gibi. Günümüzde Çin, Japon ve İngiliz Bahçesi gibi belirgin bir özgünlüğe sahip ve geleneğini sürdüren bir TÜRK BAHÇESİ kimliğinden söz etmek mümkün değildir.

Not: Elvan Gökçe Erkmen’in “Tarihsel süreçte bahçe tasarımı ve Türk bahçesinin yeri” yazısından faydalanılmıştır.

 

 

 


 

Share/Save/Bookmark